Türklerin ana yurdu olan Doğu Türkistan, Asya kıtasının tam ortasında yer alır. Tarih boyunca birçok ülke ve halkın dikkatini çekmiş olan bu coğrafya her dönemde dünya ticaret yollarının kesiştiği bir yer olmuş, tarihe damga vurmuş birçok büyük devlet bu topraklarda kurulmuştur. Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde yer almakta ve “Şincan (Xinjiang) Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırılmaktadır. Doğu Türkistan, asıl nüfusunu oluşturan Uygur Türklerinden dolayı “Uyguristan” olarak da bilinmektedir. Türk tarihinde ilk yerleşik hayata geçen ve kendilerine ait alfabeleri olan Uygurların en yoğun olarak yaşadıkları ülke de burasıdır.
Doğu Türkistan’dan başlayıp Kazakistan’a kadar uzanan Tanrı Dağları, ülkeyi doğudan batıya iki ana havzaya ayırır. Kuzey kısmı İli ya da Cungarya havzası olarak adlandırılırken, güney kısmına ise Tarım havzası, Kaşgarya ya da Altı Şehir adı verilir.
Ülke, 1.823.418 kilometre kare yüzölçümüne sahiptir. Bu geniş coğrafyanın güneyindeki Tarım Havzasında 337.000 km²’lik bir alana yayılan Taklamakan Çölü uzanırken çölün yanı başında dünyanın en yüksek sıradağlarından Tanrı Dağları yükselir. Etrafında ise hızla akan binlerce ırmak vardır. Bu ırmaklar birleşerek Tarım Nehri (2030 km), Yarkent Nehri (1068 km), Kaşgar Nehri (765 km) gibi büyük su yollarını oluşturur. Bu ırmaklar da şehirler, vadiler arasında kıvrılarak akıp, çevresinde çok verimli tarım alanları oluştururken, sonunda Taklamakan Çölünün içinde kaybolurlar. Yine Tanrı Dağlarının kuzeyinde kalan bölgeden doğup Kazakistan içlerine ve ötesine uzanan Kara İrtiş (4248 km), İli Nehri (1439 km), Ulungur Nehri (725 km) benzeri pek çok ırmak bu geniş ülkenin topraklarını bereketli kılar.
Doğu Türkistan, denizlerden uzak bir konumda olmasına karşın bir çok büyük göle de sahiptir. Bağraş, Buğda, Sayram, Lob Gölü (Lobnor), Manas, Aydıngöl, Ayakkum, Karakoşun, Karakul, Ulungur bunlar arasındadır. Kaşgarlı Mahmut’un “Yıldız Gölü” olarak tanımladığı Türkistan (Orta Asya)’nın en büyük gölü olan Bağraş Gölü, 55.600 km² genişliğinde ve deniz seviyesinden 1048 metre yükseklikte uzanır. Deniz seviyesinden yüksekliği 1.907 metre, genişliği 4,9 km², derinliği 105 metre olan Buğda Gölü ise Tanrı Dağları üzerinde yer alır ve kutsal bir göl olarak bilinir.
Doğu Türkistan’ın su kaynakları yönünden bu kadar zengin olmasının nedeni yüksekliği 4-7 bin metre olan Tanrı Dağlarının yanı sıra Altay, Pamir, Karakurum, Kurum (Kunlun) gibi dünyadaki en yüksek ve buzullarla kaplı sıradağları ile çevrili olmasıdır. Sincan’da yıllık yaklaşık 88 milyar metreküp yüzey suyu akışı ve 25 milyar metreküp kullanılabilir yeraltı suyu bulunmaktadır. 24.000 kilometrekarelik bir alanı kaplayan buzullar, 2.580 milyar metreküpten fazla suyu tutmaktadır.
Bu coğrafi renklilik ülkenin iklimini de oldukça etkiler. Toprağı ve hayat şartlarını keskin olarak birbirinden ayırır. İli Havzası kışın karlı ve sert, yazın yağışlı bir iklime sahipken, Tarım Havzası kurak ve sıcak bir görünüm gösterir. Diğer yandan yıllık güneşlenme süresi 2.600 ila 3.400 saat arasında değişmektedir. Bu ise yenilenebilir enerji kaynakları bakımından oldukça büyük bir potansiyele karşılık gelmektedir.
Doğu Türkistan gerek yerüstü gerekse yeraltı kaynaklar bakımında oldukça zengin bir bölgedir. Bölge, lityum, berilyum, magnezyum, silisyum, alüminyum, demir, kobalt, nikel, bakır, çinko, gümüş, altın ve kurşun gibi kritik mineraller açısından zengin olup, temiz enerji teknolojileri, pil üretimi ve düşük karbonlu endüstriyel sistemler için stratejik bir tedarikçi konumundadır.
Keşfedilen 122 mineralin birçoğu Çin Halk Cumhuriyeti çapında en büyük rezervlere sahiptir. Bilinen demir cevheri rezervleri 730 milyon ton, tuz rezervlerinin 318 milyon ton, mirabilit rezervlerinin 170 milyon ton ve natron güherçilesi rezervlerinin ise 2 milyon tondan fazla olduğu tahmin edilmektedir. Doğu Türkistan, 70’ten fazla metalik olmayan mineral yatağı, muskovit, değerli taşlar, asbest ve yeşim taşıyla da yer altı zenginliği bakımından oldukça önemli bir yere sahiptir.
Madencilikle ilgili endüstriler de Doğu Türkistan ekonomisinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. 19. yüzyılda tuz, sodyum, boraks, altın ve yeşim taşı üretimiyle biliniyordu. Lop Gölü, gübrede önemli bir bileşen olan tuzlu su potasyumu açısından zengindir ve ülkedeki ikinci büyük potasyum kaynağıdır. 1990’ların ortalarında potasyumun keşfi, Lopnor’u büyük bir potasyum madenciliği endüstrisine dönüştürdü.
Doğu Türkistan, yaklaşık 2,2 trilyon tonluk rezerviyle Çin’in kömür rezervlerinin %40’ına sahiptir. Bu, Çin’in termik kömür talebini 100 yıldan fazla bir süre karşılamaya yetecek miktara karşılık gelmektedir.
Tarım havzası, keşfedilen yaklaşık 16 milyar ton petrol ve doğalgaz rezervi ile dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz yatak alanlarından biri konumundadır. Doğu Türkistan’ın diğer bölgelerde bulunanlarla birlikte tahminen 30 milyar ton petrol ve doğal gaz rezerviyle tüm Çin Halk Cumhuriyeti rezerv toplamının %25’inden fazlasını oluşturmaktadır. Doğu Türkistan’daki üç havzada (Tarım, İli ve Turfan-Kumul) petrol ve doğalgaz geliştirme çalışmaları rekor kırmaya devam etmektedir ve 2024 yılında yaklaşık 450 milyon varil petrol eşdeğeri üretim gerçekleştirilmiştir.
85 balık, 7 amfibi, 45 sürüngen ve 137 memeli olmak üzere 699 yabani hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır. Bunun yanı sıra 4.000’den fazla yabani bitki türü tespit edilmiş olup, bunların 1.000’den fazlası önemli ekonomik değere sahip türlerdir.
Kuzeyde Moğolistan ve Rusya Federasyonu, batıda Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, güneyde Afganistan, Pakistan, Tibet ve Keşmir yoluyla Hindistan, doğuda Gökdeniz Ülkesi (Çinghay) ve Kansu yoluyla Çin’e komşu olması dolayısıyla Avrasya’nın çok stratejik bir coğrafyasında yer alır. Tarihi İpek Yolu’nun kavşak bölgesini teşkil eden ve Uzakdoğu ile Avrupa’yı, Sibirya ile Güney Asya’yı birbirine bağlayan bu jeo-stratejik konumundan dolayı Doğu Türkistan, tarihin her döneminde “İmparatorluklar Beşiği” adını hakkedecek bir özelliğe sahip olmuştur. Bu coğrafyada kurulup tarihin seyrini değiştiren pek çok imparatorluğa ya merkezlik etmiş ya da önemli bir yönetim bölgesi olmuştur.
Doğu Türkistan’da M.Ö. 9 ile 3. yüzyıllarda İskitlerin (Saka) hüküm sürdüğünü görüyoruz. Daha sonra Hunların egemenliği altına girmiş, M.Ö. 300 yılı ile M.S. 93 yılları arasında bu imparatorluğun yönetimi altında bulunmuştur. Türk adının devlet adı olarak ilk kez kullanıldığı Göktürk devleti ile onun ardılı olan Uygur devleti de bu coğrafyada kurulmuş önemli Türk devletleridir.
9. yüzyılın ilk yarısında ise ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlıların tarih sahnesine çıktığını görüyoruz. Doğu ve Batı Türkistan toprakları üzerinde geniş bir hakimiyet sahasına sahip olan Karahanlılar, Satuk Buğra Han zamanında İslamiyet’i kabul etmiş ve o tarihten sonra tüm Türk coğrafyası kitleler halinde bu dine tabi olmaya başlamıştır. Türkler arasında İslamiyet’i yayma konusunda büyük mücadele vermiş, adının başına Abdulkerim adını da almış olan Satuk Buğra Han’ın mezarı Doğu Türkistan’ın Artuş şehrindedir.
Karahanlılar dönemi, Türk-İslam tarihi ve kültürü açısından kurucu nitelikli bir dönemdir ve kendinden sonra kurulan devletlere önemli siyasi ve kültürel bir miras devretmiştir. Karahanlıların İslam dinini kabul etmesiyle Türkler artık İslam uygarlığının en önemli parçalarından biri haline geldiler. Eğitimden bilime, mimariden sanata ve idari yapıya kadar pek çok alanda önemli gelişmeler yaşanmaya başladı. Diğer Türkistan şehirleri gibi Doğu Türkistan şehirleri de yeni kültür çevresinin önemli eğitim, kültür ve bilim merkezleri oldu.
Karahanlılar döneminde Türk kültür ve düşüncesinin gelişmesinde önemli rolleri olan birçok ünlü kişi de yine Doğu Türkistan topraklarında eser vermiştir. Bunlardan biri olan Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig’i 1070’te Uygur Türkçesi ile Kaşgar’da yazmıştır. Türk devlet teşkilatına olduğu gibi düşünce hayatını anlayabilme bakımında çok önemli bir yeri olan bu eser, Türklerin İslamiyeti kabul edişlerinin ilk dönemindeki siyasete bakışlarını, yönetim anlayışlarını ve siyasi ve sosyal hayatla ilgili değer yargılarını anlayabilmek için oldukça önemlidir.
Aynı yıllarda Kaşgarlı Mahmut da ünlü Divan-ı Lügat’it-Türk adlı eserini kaleme alır. Karahanlılar döneminin bu ünlü bilgini Arapça ve Farsçayı çok iyi biliyordu. Bu eserini meydana getirebilmek için bütün Türkistan (Orta Asya) coğrafyasını gezmişti. Ansiklopedik sözlük niteliğindeki eserini hazırlamadaki amacı Türkçenin Arapça kadar zengin olduğunu göstermek ve Araplara Türkçe öğretmekti. Kaşgarlı Mahmut bu büyük eserini tamamladıktan sonra, 1077’de Bağdat’ta Abbasi halifesi El-Muktedi’ye sunmuştur. Kaşgarlı Mahmut bugün künye olarak aldığı Kaşgar şehrinde yatmaktadır.
Karahanlılar dönemini yönetimlerinde yine Türklerin etkili bir rol oynadığı Karahıtay ve Moğol imparatorluğu dönemleri takip etmiştir. Karahıtay devleti Çin’i de egemenliği altına almış ve uzun yıllar yönetmiştir. Bugün Türkistan Türkçesinde ve Rusça’da o günlerin bir bakiyesi olarak Çin’e, “Hıtay” denilmektedir.
Doğu Türkistan Cengiz Han’ın ölümünden sonra oğlu Çağatay’ın egemenliğine girmiştir. Moğol istilasıyla Karahanlılar döneminde geliştirilen eğitim hayatı büyük yıkıma uğramışsa da Çağatay soyundan Mübarek Şah’ın 1266’da İslamiyet’i kabulüyle birlikte eğitim hayatı yeniden canlanmaya başladı. Sonraki yıllarda bu canlılık daha da arttı. Özellikle Timurlular döneminde bilim ve sanatta yaşanan büyük atılım Doğu Türkistan’da da etkisini gösterdi. Kaşgar’daki Mesudiye Medresesi, Türkistan (Orta Asya) bölgesinin en büyük medreselerinden biri haline geldi. Medreseye Batı Türkistan, Horasan, İran, Afganistan, Hindistan ve Deşti Kıpçak bölgelerinden de öğrenciler ders almaya geliyorlardı. Bu dönemde yaşananlar dilin gelişmesinde de önemli etkilerde bulundu ve Uygur Türkçesi temelinde Çağatay Türkçesi ortaya çıktı.
Timurluların tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Doğu Türkistan’da 1514 yılında Saidiye olarak da bilinen Yarkent Hanlığı kuruldu.
Yarkent Saidiye Hanlığı döneminde bugünkü Doğu Türkistan’ın Yarkent, Kaşgar, Hotan, Aksu, Kuça ve Tufan gibi şehirlerinde ilk, orta ve yüksek seviyede olmak üzere toplam 2263 medrese faaliyet göstermiştir. Hanlığın kurucusu olan Sultan Sait Han ve ondan sonra tahta geçen Sultan Abdurreşit Han dönemlerinde ülke genelinde siyasi istikrarın sağlanması ile eğitime çok önem verilmiş ve önemli neticeler elde edilmiştir. Yarkent Sidiye Hanlığı bugünkü Doğu Türkistan bölgesinde kurulan en gelişmiş hanlıklardan biri idi. Dolaysıyla Doğu Türkistan Batı Türkistan’daki diğer hanlıklarla özellikle de Maveraünnehir ve Horasan bölgeleri ile yakın kültürel ilişki içinde olmuştu. Bu bölgelerde yaşayan halklar örf adet ve dil ve kültür bakımından birbirine benzediği için bu bölgelerde yetişen alim ve mütefekkirler Türkistan’ın hem doğu hem de batısında yaşayan tüm halka hitap edebiliyordu. Çünkü, bugün olduğu gibi aralarında sınırlar ve engeller yoktu.
Hanlık, 1678 yılında yıkıldıktan sonra Doğu Türkistan tarihinde “Hocalar Devri” olarak bilinen dönem başladı. Hocalar devri Doğu Türkistan’ın kaderinin de değiştiği bir dönem oldu. Akdağlılar ve Karadağlılar olarak ikiye ayrılan hocalar arasında iktidar mücadelesi sonucu Cungarlar yardım için davet edildi ve Hocalar devleti Cungarlıların nüfuzu altına girdi. Zayıflayan yönetim, 1759 yılında da Mançular tarafından yıkıldı ve Doğu Türkistan tarihinde ilk işgal dönemleri ortaya çıkmış oldu.
Eskiden Çinliler Doğu Türkistan’ı hiç görmemişlerdi. Batı toprakları olarak niteledikleri Doğu Türkistan ve ötesi coğrafyadan haberdar olmaları M.Ö. 139-119 yılları arası Çin’e egemen olan hanlığın elçisinin bu bölgeyi ziyareti ile Hunlar döneminde gerçekleşmişti. Daha sonraları ise Türkler arasındaki iç kargaşalıktan yararlanarak çeşitli istila hareketlerinde bulundularsa da bunlar uzun ömürlü olmamıştı. En ileri yayılmaları 8. yüzyılda olmuş, 751 yılında Talas’ta gerçekleşen savaşta Türklerin Müslümanların yanında yer almaları ile geri çekilmiş ve “Çinli” kimliği ile 20. yüzyıla kadar bu topraklara uzanamamışlardı.
İlk istila, Yakup Han Bedevlet liderliğindeki kurtuluş hareketinin başarıya ulaşması üzerine 1864 yılında sona erdi ve başkenti Kaşgar olan Kaşgarya Hanlığı kuruldu. Rus Çarlığı, İngiltere ve Osmanlı Devleti tarafından tanındı. Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurdu ve İstanbul’a elçi gönderildi. Yakup Han Osmanlı Padişahı Sultan Abdulaziz’e biat ettiğini açıkladı, onun adına hutbe okuttu ve para bastırdı. Bu uygulama, İkinci Abdulhamit tahta geçtiğinde de sürdürüldü. Ne var ki, Osmanlı Devleti’nin çeşitli iç ve dış sıkıntılar içerisinde bulunması, İngiltere ve Rusya’nın Osmanlı’yla ilişkilerden rahatsız olarak politika değiştirmeleri sonucu, devletin ömrü kısa sürdü. Yakup Hanın 1877 yılında ani ölümü ve ardından ortaya çıkan iç karışıklıkların da etkisiyle Mançular 1881’de ülkeyi yeniden işgal ve ardından önceki dönemden farklı olarak bu kez ilhak ettiler. 1884’te de adı, “yeni sınır” anlamına gelen “Şincan” olarak değiştirildi.
1911’de Mançu yönetimini yıkarak Çin Cumhuriyeti (Milliyetçi Çin) yönetimi kurulunca, Doğu Türkistan, Çin’e bağlı ancak fiilen bağımsız valiler tarafından yönetilmeye başlandı.
Doğu Türkistan Türklerinin bağımsızlık hareketleri bu dönemde de sürdü. Sonunda, 1932 yılında Kumul şehrinde başlayan ayaklanma başarıya ulaşarak, 12 Kasım 1933’te başkenti Kaşgar olan “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” (DTİC) kuruldu.
DTİC’nin ilk diplomatik temas kurmak için harekete geçtiği ülke Türkiye oldu. Dışişleri Bakanı Kasım Can Hacı Ankara’ya bir telgraf çekerek Doğu Türkistan’da yeni bir Türk devleti kurulduğunu haber verdi. Yine yeni yıl dolayısıyla çekilen ve Anadolu Ajansı yoluyla kamuoyuna duyurulan bir telgrafta da “Gök bayrağımız al bayrağı selamlar” mesajına yer veriliyordu. Bu arada komşu devletler olan Afganistan ve o dönem İngiltere’nin elinde bulunan Hindistan ile de diplomatik ilişki kurulmak için harekete geçilmişti
Ancak, DTİC’nin yaşamasının, kendi egemenliği altındaki diğer Müslüman Türk toplulukları etkilemesinden çekinen Sovyetler Birliği, 1934 yılında ülkenin kuzeyini işgal etti. Böylece, uzun yılların mücadelesi ve çabalarıyla kurulan yeni cumhuriyet, bu olay ve bir yandan da Çinlilerin dinmeyen saldırıları, Müslüman Tunganların isyanları ve iç politik çekişmeler sonucu zayıf düştü ve 1937 yılında yıkıldı. Ülke, yeniden Çinli valilerin yönetimine geçti.
Ancak bağımsızlık mücadeleleri sona ermedi. 1944’te “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” adıyla başkenti Gulca şehri olan yeni bir devlet kuruldu. “Milliyetimiz Türk, Dinimiz İslam, Vatanımız Doğu Türkistan” parolası ile kurulan devlet, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) işgaline kadar varlığını sürdürdü. 1 Ekim 1949’da Çin’de yönetimi ele geçiren Mao Zedong liderliğindeki komünistler, 25 Ekim 1949’da da Doğu Türkistan’ı işgal ve ilhak ettiler. 1 Ekim 1955’te de Doğu Türkistan’ın adı, “Şincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak değiştirildi.
İşgal bugün de sürmekte, Çin Halk Cumhuriyeti ilk günden başlayarak Doğu Türkistan Türklerini tarihten silmek üzere sistematik bir soykırım politikası uygulamaya devam etmektedir.
Doğu Türkistan Vakfı Başkanı.
